Join for FREE | Take the Tour Lost Password?
Shop deviantART for the
holidays and save BIG!
Click here! :holly:
[x]

deviantART

:clap:
 

::SOBE::

Journal Entry: Fri Nov 7, 2008, 3:44 AM
  • Mood: Content
  • Listening to: düshlerim ve sen--göksel baktagir
  • Watching: my page
  • Playing: mouse
  • Eating: mentosh
  • Drinking: cigaret
Gökkuşağından ayrı günlerin, nefes almakta zorlandığı zamanlardı...
Kalabalıktı şehir...
Kalabalıklığı kadar yalnız...

Suskun anlar tüketiliyordu repliklerde.
Sesli harfler firar edeli nice olmuştu geceden.
Kelimeler eksik kalıyorlardı o yüzden.
Ve sırf bu yüzden,
doğmadan ölüyordu cümleler...

Kaldırım kenarlarında oturuyorlardı küçük çocuklar.
Balonları patlak.
Salıncaklarının zincirleri kopuk.
Elma şekeri mi?
Hangisinin zihninde kalmıştı ki adı ve tadı?
Hatırlamaya çalıştıkça, kanıyordu çocuk gözleri.
Şanslı değillerdi,
renksizdi şehir onlar için...
Gökkuşağını hiç görememişlerdi...

Kimileri unutuyor, kimileri öğreniyordu.
Hayat illaki sobelenilen bir oyundu, bunu kimse bilmiyordu...

Parmak uçları üzerinde sessizce yürüyordu kadın.
Unutanların arasına gidiyordu.
Hoyrat rüzgarın, yüzüne attığı tokatlar dengesini bozuyordu.
Islanıyordu.
Islandıkça, kurutuyordu iyiliğe dair ne varsa içinde.
Kurutmaya çalıştıkça, daha da yoruluyordu.
Yoruldukça koşuyor,
koştukça düşüyordu.
Her düşmede biraz daha yaralanıyor,
yaralandıkça küfrediyordu.
Bildiği tüm sözcükler,
şu an çıktığı kapının ardında yalvaran gözlerle ona bakıyordu.
Bakıyordu kadın.
Gülümsüyordu hepsine.
Topuk seslerini de alarak yanına, karışıyordu şehre.

Karşı pencerede duruyordu adam.
Biriktirdiği senelerinin ağırlığı, kalbini zorluyordu.
Yalnızlığının eli böğründe, öylece duruyordu saatlerce.
Saatler, hiçbir anlam ifade etmiyordu zihninde.
Ölüm.
Durduruvermişti zamanını seneler önce.
Kadının ince bileklerine takılmıştı gözleri.
Titrek, kırılgan, narin...
“Bir zamanlar...” diye geçirdi içinden;
bakışlarını kaldırım kenarındaki,
küçük kız çocuğunun kendinden büyük hüzünlü gözlerine teğet geçirirken.

Hangi yöne dönülse, aynı sahnelere çarpılıyordu artık şehirde.
Tüm hayatlar birbirlerine benziyordu.
Çocuklar oyundan yoksundu.
İhtiyarlar çoktan çekilmişlerdi sokak aralarındaki parklardan.
Benzer replikler,
benzer sessizlikler...
Faili meçhuller,
meçhul failler...

Renksiz...

Kokusuz...

Tatsız...

Sessiz...

En çok da kimsesiz...

...
..
.

Böyle bir anındaydı şehir;
Gökkuşağından ayrı günlerin,
nefes almakta zorlandığı zamanlardı...
Kalabalıktı...
Kalabalıklığı kadar yalnız...

Sonra,
birden...

Bir el dokundu zamansız...
Bir ses, salıverdi tüm sesli harfleri...
Kelimeler belirir oldu...
Hecelemeye başladı gece,
konuşmayı yeni öğrenen bir bebek misali...
Birileri yenilemeye başladı salıncakların zincirlerini...
Yalnızlık yok etmeye başladı kendini...
Elma şekerleri daha büyük yapılabilirdi belki...
Replikler, bir bir baştan yazılıyordu sanki...
Baştan yazılıyordu;
Gülüşler...
Renkler...
Kokular...
Tatlar...
Sesler...

Bir elin dokunuşunda yeniliyordu kadın kendini.
Sığınıyordu.
Sığındıkça ısınıyordu.
Isındıkça ışıyordu.

...
..
.

Gökkuşağı,
küçük fotoğraf karelerinde odaları aydınlatıyordu.
Yaşlı adam,
çocuklara masallar anlatıyordu.
Kadın,
kahvaltı sonraları iki kişilik kahveler yapıyordu.

.
..
...

önüm,
arkam,
sağım,
solum
SOBE...



for my kuzu :heart:

::yastIk altI::

Journal Entry: Tue Oct 28, 2008, 1:53 AM
  • Mood: Content
  • Listening to: pink martini--love in portofino
  • Watching: my page
  • Playing: pencil
  • Drinking: tea
Sıcaklığında unutulmuş küçük bir yastığın ardında gizli şimdi
düne ait ne varsa. Hiç kı;pırtısız, bekliyorlar, bir elin
dokunuşunun bulaştırdığı huzuru yenileyerek zihinlerinde...

Di’li geçmişin eskitemediği sözcüklerinden kurulu cümleler
dışında söyleyecek hiçbir şeyleri yoktu birbirlerine.

Zamanın hangi halinde asılı kalmışlardı? Kim kimin aynasıydı,
kim aynıydı, haklıydı?

Unutuluşun, güven yitimlerindeki gel-gitlerinde örseleniyorlardı.
Bir pencerenin güneşi içine aldığı bedenine yaklaşmaya çalıştıkça,
geceye gömülüyorlardı. Kimliksizdiler. Kimliklerinden ayrılardı.

Hapsoluşun, zihinlerinde yarattığı deformasyon olmalıydı bu. İnanç
yitiminin anksiyeteleri...

Yıllanmışlığın tamamen esir aldığı tüy kokusunda, kendilerini
kimin oraya hapsettiğini bilmeden, bilemeden bu hale nasıl
geldiklerini, binlerce iç çekimi, sıkışmışlık ve anlamsızlığın arasında
sebebini kavrayamadıkları bu yastık altı hapsoluşlarının bitimini
bekliyorlardı. Umut... Var mıydı, kimse bilmiyordu.

Arada sırada bir el yokluyordu onları.
Titrek, soğumaya yüz tutmuş, ıslak, başka birinin sahipliğindeki bir el...
Dokunmasa, daha iyi olurdu, hepsi biliyordu.
Canları acıyordu, acıtıyorlardı.
Zamanın eskitemediklerini yineleyip duruyorlardı.

Gereksiz...

Sonrasız...

Yastık altı değil, toprak altı olmanın zamanıydı.
Tüm sahiplenmişliklerini alı;p gitmenin,
Kendilerine ait ne varsa gömmenin,
Yastık sahibini yeniye vermenin...
Yeninin,
Yenilenmenin...

...
..
.

Yastık altında bir tek düşleri biriktirmeli...

.
..
...


for my cousin :heart: :hug:

::yenilenme::

Wed Oct 22, 2008, 12:54 PM
  • Mood: Thanks
yenileniyorum...

temize çekiyorum kendimi...

hayat.

hoşgeldin...

::ickanama::I::

Wed Oct 8, 2008, 12:28 AM
  • Mood: Sadness
Ruh sızdırıyor
Sırılsıklam beden.

Soğuk.

Üstüne bası p
geçiliyor
vurgun yiyenlerin.

kilit atılı
yüzler.

canda
camdan bi kesik.

gırtlakta asılı
yutkunamayış.

hazımsızlık
bir mide problemi mi
sadece?

...

kar altında gün
sesim
üşüyor...

...

mors alfabesini
ezbere alıyor
kalp atışlarım.

taşikardi.

sonrası
sessizlik...

...
..
.

:sadangel:

::PROTESTO::

Thu Sep 11, 2008, 2:24 AM
  • Mood: Anger
AB Uyum yasaları gereğince devlet dairelerinden Atatürk resimlerinin kaldirilmasini protesto ediyoruz!!!
Ulusal bilincimizi yavaş yavaş yok etmelerine izin vermek istemiyoruz...

Bir Anı ...
İzmir kurtulmuş, çok tatlı bir yorgunluk, Ankara'ya hareket edecekler...
Trene binerler ve kompartımana çekilirler. Ertesi gün, yaveri, Atatürk'ün
kompartımanının kapısını çalar. Atatürk, yorgun, bitkin bir halde kravatını
yıkamaktadır. Yaveri; '; Paşam bu ne hal, hiç uyumadınız herhalde, niye
böylesiniz?' der. 'Çocuk, kompartımanıma yastıkla battaniye koymayı
unutmuşsunuz. Kolumu yastık yaptım ağrıdı. Setremi yastık
yaptım üşüdüm. Uyumadım kalktım' der. Yaveri; 'Aman paşam!
Birimize haber verseydiniz. Hemen size bir yastıkla battaniye getirirdik' der ve
bir ülke kurtarmaktan dönen komutan tarihi bir cevap verir; 'Geç fark ettim.
Hepiniz en az benim kadar yorgundunuz, hiçbirinize kıyamadım.
Önemli olan benim uyumam degil, milletimin rahat uyumasi ..'


ATAMIZ SAYESİNDE ÖYLE RAHAT UYUYORUZ Kİ;
HALA UYANAMADIK !!!

Journal History

Site Map